Yağmuru Pencerede Yakalayanlar : 2020

İş çıkışı, ders çıkışı, dört cepheli duvarların ardında sokaklarda yakalandığımız ahmak ıslatanlardan yine duvardaki saçaklara sığındığımız mevsimlerden ; doğadan gelen en küçük su damlasını yakalamak için çıktığımız pencere kenarlarının yılına. Koşullandığımız duyguların ardında en son ne zaman basit şeyleri hissettik : Bir su damlasının teninize dokunmasını, ıslanmaktan kaçmadan, üşümekten korkmadan. Ne zaman yavaşlamaya ihtiyaç duyduk akıp giden dünya üzerinde? Mutlu olmanın yollarını aradığımız şu günlerde : yeni yüzyılın pazarlama safsatası olan kendini sevcilerin yarattığı ‘kendimizi sevme’ eylemlerinin içinde sevebildin mi kendini? Daha doğrusu bulabildin mi yönelttiğin soruların karşısında bir mevcudiyet?

“Sırtlarındaki yükün hafif ya da ağır oluşuna göre, az ya da çok bükülmüş belleri : ve duruşundan daha sabırlı olduğu belli biri, ağlaya ağlaya ‘Dayanamıyorum artık’ diyor gibiydi”   Dante/İlahi Komedya

Ekran her karardığında yüz yüze geldiğimiz yabancıyı sevmeye çalışma gayreti. Ekran yeniden canlandığında 0 ve 1’lerle, unutveriyoruz tüm çabanın nedenini. “Sen buna değersin.” “Mutlu et kendini.” “İyi bak kendine.” sloganlarının alt metninde kelimelerle istismar edilerek bizim için hali hazırda yaratılmış hayallerin içinde bir ömür. Doğduğumuz andan itibaren bizden önce var olan doğrulara, mutluluğa sığmak için her gün her gün biraz daha silikleşti biricik parmak izlerimiz. Ekrandaki yüzler ve yüzlerce kez sorduğumuz “napıyorum ben?”ler. Kaçmaya çalıştığımız normların içindeyken hayal ettiğimiz yetişkinlik böyle bir şey mi? Etrafımızda daha iyisi hatta ölçülebilir bir şeymiş gibi daha mutlu olmaya yönlendiren sesler kesildiğinde ne yapıyoruz ; yabancı olduğumuz bir varoluşla yalnız kalmamak için tekrar içine doğduğumuz doğrulara sığınıyoruz.

Başka türlüsünün ihtimalini bile hayal etmekten kaçındık. Filmlerde gördüğümüz yağmurda ıslanma sahnelerinin müzik ve ışık olmadan yansıtılan güzellikte olmadığını : şehrin korna seslerinden, koşuşturan insanların telaşından hatta şemsiye uçlarının gözümüze girme olasılığının yarattığı paranoyadan, arabaların sıçrattığı çamurlu sudan kaçmak için sergilediğimiz atletik hareketlerden tecrübe ettik aslında. “Herkesin hikayesi farklıdır.” sürekli kafamın içinde dolanıyor bu cümle şu sıralar. Dört duvar arasında artık hislerimizin ve duygularımızın belirli bir algoritmada paradoksa girdiğini fark edince içimizde beliren tek yeni şey kendi hikayemizi yaratmaya çoktan başladığımız gerçeği. Nerede aradığımız değilmiş önemli olan ne sıklıkta aradığımızmış. Artık yağmurun ansızın bizi yakalaycağı sokaklarda değiliz, kovulduk oradan yağmuru penceremizde yakalayacağımız duvarların ardına.

“Her davranışın saygınlığını azaltan telaştan uzaklaşınca ayakları, aklımın daha önce sınırlı ilgi alanı genişledi, istekle doldu sanki. Sulardan çıkıp göklere yükselen tepeye çevirdim bakışlarımı”   Dante/İlahi Komedya