Sömürgecilik ve ekonomi

Bugün ekonomik bir güç haline gelen Çin ve Hindistan’ın belki de en büyük motivasyonları, uzun, zor ve aşağılayıcı yıllar boyunca onları sömüren Batı dünyasından “intikam” alma ve ona karşı “kendini kanıtlama” arzusudur

Dini veya siyasi sloganlar altında gerçekleşen tüm emperyal genişlemelerin, tüm biçim ve türleriyle, öncelikli hedefinin tamamen ekonomik olduğunu söyleyen saygı değer ve önemli bir hipotez vardır.

Bu bağlamda, Hindistan’da ikamet eden ve Hint meselelerinde uzman İngiliz yazar ve tarihçi, son zamanlarda yayınlanan “The Anarchy: The Relentless Rise of the East India Company” (Anarşi: Doğu Hindistan Şirketi’nin Acımasız Yükselişi” adındaki yeni ve önemli kitabında, İngiliz emperyalizminin Hindistan’daki ekonomik cephesi olan Doğu Hindistan Şirketi’nin rolünü anlatıyor. Şirketin nasıl dünyanın en güçlü ekonomik gücüne dönüştüğünü, Hint alt kıtasının zenginliklerini, çay, pamuk, tuz, demir, pirinç gibi temel ve önemli malların fiyatlandırılmasını, tüketimini ve ihracatını nasıl tamamen kontrol ettiğinden bahsediyor. İngilizler bu yöntemi daha önce Çin’de de uygulamışlardı. Hong Kong sömürgesinde kurdukları şirketler aracılığıyla çay, ipek ve ahşap gibi Çin mallarının kontrolünü ele geçirmişlerdi. Yazar Robert Bickers önemli kitabı “Britain in China”da (Çin’de Britanya) bütün bunları ayrıntılarıyla anlatıyor.

Ünlü İtalyan denizci ve Cenovalı Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına yolculuğunu ve “tarihi keşfi”ni, dönemin İspanya Kraliçesi Isabella ile Hindistan’a giden “yeni” bir yol keşfetmek ve orada Hristiyanlığı yaymak amacıyla vardığı anlaşma gereğince yaptığı herkesçe biliniyor. Elbette Kristof Kolomb ana hedefine ulaşamadı, ancak daha sonra yaşanan, kuzeyi ve güneyi ile Amerika kıtasını ve zenginliklerini sömüren bir Avrupa emperyalizmi çağının kurucusu oldu. İspanya, Portekiz, Hollanda, Fransa ve İngiltere gibi Avrupalı emperyalist devletler, pamuk, altın, tütün, ahşap, mısır ve pirinç gibi muazzam gelir sağlayan ekonomik kaynaklar üzerindeki denetimden önemli ölçüde yararlandı. Amerika kıtasındaki İngiliz sömürgeleri, bugün dünyanın en büyük ekonomisinin, yani ABD’nin çekirdeğini oluşturuyor. İşte Hint kökenli ABD’li yazar Bhu Srinivasan “Americana: A 400-Year History of American Capitalism” (ABD: Amerikan Kapitalizminin 400 Yıllık Tarihi) adlı önemli kitabında, bunları dikkat çekici ve kesin bir şekilde ele alıyor. En ünlü Amerikan gemisi Mayflower’ın Massachusetts eyaletindeki Plymouth limanına demirlemesi ve ilk Avrupalı göçmen grubun kıtaya yerleşmesiyle Amerikan ekonomisinin temellerinin nasıl atıldığını, kendisinden sonra tamamen yeni bir dönemin nasıl tesis edildiğini anlatıyor. Daha sonra çokuluslu şirketler için standart bir model haline gelen dev şirketler fikrinin sahibi Virginia Şirketi’ni de zikrediyor. Bilindiği gibi bu çokuluslu şirketlerden, özellikle de enerji, silah, hava yolları, uçak sanayi, otomobil, yeni teknolojiler, iletişim ve tarım sektörlerinde faaliyet gösterenlerinden, farklı aşamalarda politik olarak yararlanılıyor. Azınlıkların dahi bir etkileri, tarihleri ve ekonomileri var. Hintliler, Çinliler, Ermeniler ve Lübnanlılar gibi azınlıklar ve diasporaları söz konusu olduğunda bu fenomenden çokça söz ediliyor. Ancak bunlar arasında en önemlileri Yahudilerdir. Bu konuda dikkatli olmak gerekse de, etkili (ancak tamamen farklı bir şekilde) bir tarihe sahip oldukları inkar edilemez. Yahudiler ve tarihlerini ele alanların belki de en iyi ve önemlisi eski Fransız bakan Jacques Attali’dir. Oldukça kalın olan “The Economic History of the Jewish People” (Yahudiler, dünya ve para: Yahudi halkının ekonomik tarihi) adlı kitabında, Yahudilerin tarih boyunca maruz kaldıkları zulmü, diğer insan gruplarıyla (yaşamın ana damarı olarak tanımladığı) paraya dayanan ilişkilerinin tarihini açıklıyor.

Bugün ekonomik bir güç haline gelen Çin ve Hindistan’ın belki de en büyük motivasyonları, uzun, zor ve aşağılayıcı yıllar boyunca onları sömüren Batı dünyasından “intikam” alma ve ona karşı “kendini kanıtlama” arzusudur. Afrika kıtasında bu günlerde daha önce olduğundan farklı olsa da, ekonomik kolonyal uygulamaların formları hala kaba bir şekilde varlığını sürdürüyor. Afrika kıtasının zenginlikleri için mücadelede, İngiltere, Fransa, Hollanda, İtalya, Belçika, Almanya ve Portekiz gibi geleneksel kolonyal güçlere bugün, özellikle Afrika’nın doğu ve güneyinde bulunan ve ekonomik açıdan etkili, kalabalık bir Hint diasporası aracılığıyla Hindistan, Afrika kıtasının birçok ülkesini cazip koşullarda finansal borçlara boğan Çin gibi yeni güçler ekleniyor. Nitekim Çin de Hindistan gibi etkili bir diasporaya sahip olmak için, 2010 yılına kadar on milyonlarca Çinli vatandaşı Afrika kıtasına yerleştirmeyi hedeflemişti. Nitekim bu hedefine de ulaştı.

Kısacası, çeşitli gösterişli sloganlar altında gerçekleşen tüm emperyal ve sömürgeci genişlemelerin asıl amacı hep ekonomik tahakküm ve kontroldür.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir

kaynak: HÜSEYİN SUBUKŞİ/ İNDEPENDENT.COM