Mağlup Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı: Neden Bazı İnsanlar Yenilgiyi Kabullenemiyor

Bu yazı theconversation.com’daki bir incelemeden derlenmiştir.

ABD Başkanı Seçilmiş Joe Biden ve Seçilmiş Başkan Yardımcısı Kamala Harris, yerel saatle Cumartesi akşamı zafer konuşmalarını yaptıklarında, Seçim Kurulu oylarının çetelesi, önemli 270 oy barajını kesin bir şekilde geçtiklerini ve onları Beyaz Saray’a gönderdiklerini gösteriyordu. Gelenek, kaybeden adayın yenilgiyi kabul etmek için kendi konuşmasını da dikte eder. Ancak kaybeden taraf Donald Trump bunu yapmadı.

Birçoğumuzun denediğinden eminim, ama Trump’ı uzaktan psikanalize alamayız. Bununla birlikte, yenilginin reddini anlamak için psikolojik teoriler ve modeller uygulayabiliriz.

Mücadele umutsuzca kaybedilse bile yenilgiyi kabul etme konusundaki isteksizlik, şaşırtıcı bir şekilde yeterince araştırılmamış bir fenomendir. Ancak bazı insanların, özellikle de “büyüklenmeci narsisizm” denen bir özelliği sergileyenlerin neden kaybetmeyi kabullenmekte zorlandıklarına dair fikir vermeye yardımcı olabilecek bazı araştırmalar var. Basitçe söylemek gerekirse, bu insanlar kazanmadıklarını kabul edemeyebilir, hatta anlayamayabilir.

Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsan kaybetmek ne anlama gelir?

Kişilik özellikleri, birisinin neden yenilgiyi kabul etmek istemediği konusunda fikir verebiliyor. Narsisizm böyle bir özelliktir. Narsisizmin iki ana biçimi olduğunu gösteren kanıtlar vardır: büyüklenmeci narsisizm ve savunmasız narsisizm.

Bu makalede, büyüklenmeci narsisizm üzerine odaklanacağız, çünkü bu özelliğin özellikleri, daha sonraki yenilginin reddedilmesiyle en alakalı görünmektedir. Büyüklenmeci narsisizmin ayırt edici özelliklerini gösteren insanlar büyük olasılıkla diğerlerine karşı büyüklük, saldırganlık ve hakimiyet sergilerler. Journal of Personality Disorders’da yayınlanan bir çalışmaya göre, bu tür narsisizm şunlarla ilişkilidir:Açık bir şekilde kendini yükseltme, zayıflıkların reddi, hak iddia etme korkutucu talepleri… ve benlik saygısını tehdit eden insanların değersizleştirilmesi.

Büyüklenmeci narsisist rekabetçi, baskındır ve kendi becerileri, yetenekleri ve nitelikleri ile ilgili şişirilmiş olumlu bir benlik imajına sahiptir. Dahası, büyüklenmeci narsisistler daha yüksek öz saygıya ve şişirilmiş öz-değere sahip olma eğilimindedir. Büyüklenmeci narsist için yenilgi, bu şişirilmiş öz-değeri tehlikeye atabilir. İsrail’den araştırmacılara göre, bu insanlar başarıdaki aksaklıkları özellikle tehdit edici buluyor, çünkü bu aksaklıklar “rekabete ayak uydurmakta başarısızlık” anlamına gelebilir.

Başarısızlık ve yenilgi için kişisel sorumluluğu kabul etmek yerine, bu bireyler suçu dışsal hale getirir, kişisel eksikliklerini ve başarısızlıkları başkalarının eksikliklerine bağlar. Başarısızlığın kendilerine ait olabileceğini kabul etmezler ve hatta kabul edemezler.

Büyüklenmeci narsistin profiline dayanarak, yenilgiyi kabullenememe en iyi, büyüklenmeci pozitif benlik imajını koruma çabasıyla karakterize edilebilir. Hakimiyetleri, zayıflıklarını inkar etmeleri ve başkalarını değersizleştirme eğilimleri, kavrayamama, hatta kaybetmeleri bile mümkün.

1950’lerde, ünlü psikolog Leon Festinger, o dönem için yakın bir tarihte kıyametin kopacağına inanan The Seekers adlı bir tarikatın eylemlerini belgeleyen When Prophecy Fails’ı yayınladı. Kıyametin gerçekleşmediği tarihten sonra, tarikat üyeleri sorgulamadılar. Bunun yerine alternatif açıklamalar sundular. Kanıtlar karşısında güçlenen bu inkârı açıklamak için, Festinger bilişsel çelişki kavramını önerdi. Tutumlarımız, inançlarımız ve davranışlarımızla tutarsız olan olaylarla karşılaştığımızda bilişsel çelişki ortaya çıkar. Bu uyumsuzluk, doğru olduğuna inandığımız şeye meydan okuduğu için rahatsız edicidir. Bu rahatsızlığı azaltmak için, yeni kanıtları görmezden gelmek ve davranışımızı gerekçelendirmek gibi stratejiler uygularız.

İşte buna bir örnek

Louise onun mükemmel bir satranç oyuncusu olduğuna inanıyor. Louise, zar zor satranç oynamış yeni bir arkadaşını onunla satranç oynamaya davet eder. Louise’in düşündüğü kolay galibiyetten ziyade, yeni arkadaşı çok zorlu bir oyun oynar ve Louise kaybeder. Bu kayıp, Louise’in kendisinin mükemmel bir satranç oyuncusu olduğuna olan inancıyla çelişen bir kanıttır. Ancak Louise, bu inançlara meydan okumaktan kaçınmak için kendi kendine bunun başlangıç ​​şansı olduğunu ve sadece boş bir gün geçirdiğini söylüyor.

Bazı araştırmacılar, uyumsuzluğun üstesinden gelme stratejilerimiz belirsiz bir dünyada gezinmemize ve sıkıntımızı azaltmamıza yardımcı olduğu için uyumsuzluk deneyimlemenin uyarlanabilir bir amacı olduğunu düşünüyor.

Bununla birlikte, çelişkiyi azaltmak için kullandığımız stratejiler, inançlarımızda boyun eğmez olmamızı da sağlayabilir. İnançlarımızın sürekli olarak kabulü, ısrarcı kanıtlar karşısında bile sonuçları kabul etmemize engel olabilir.

Yenilgi karşısında büyüklenmeci narsisizmin bilişsel çelişkiyle nasıl etkileşime girebileceğini düşünelim.

Büyüklenmeci narsistik, şişirilmiş bir pozitif benlik imajına sahiptir. Yenilgi veya başarısızlık gibi aksi kanıtlarla sunulduğunda, büyüklenmeci narsist muhtemelen bilişsel çelişki yaşayacaktır. Büyüklenmeci narsisist, bu uyumsuzluğun rahatsızlığını azaltmak için suçu yeniden yönlendirir ve dışsallaştırır. Bu çelişkiyi azaltma stratejisi, büyüklenmeci narsisistlerin öz imajının bozulmadan kalmasını sağlar.

Son olarak, kişinin davranışı için özür dilememe eylemi de bir çelişki stratejisi olabilir. Avustralya’daki araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışmada, yanlış bir şey yaptıktan sonra özür dilemeyi reddetmenin, failin özgüvenini sağlam tutmasına izin verdiğini buldular.

kaynak: uğur yiğit karataş