Farklı Dillerde Özel Kelimeler: Tek Sözcükte Duygular

İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger bu sözleri ve dilin önemi hakkında diğer pek çok görüşünü “Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü” kitabında bizlere aktarıyor. İnsan dille her şeyi anlatabilir. Ancak bazı durumlarda mutlu, üzgün, kızgın gibi kelimeler tek boyutlu, eksik kalır; hislerimizi tam anlamıyla ifade edemeyebiliriz. İşte bu durumlar için dünyada konuşulan farklı dillerde ortak yaşanmışlıklarımıza karşılık gelen kelimelerden en beğendiklerimi aşağıda listeled

Komorebi

Özelikle bahar aylarında siz de benim gibi dışarıda kitap okumayı, çalışmayı ya da sadece ormanlık alanda hava almak için yürüyüşe çıkmayı seviyorsanız, bu kelimenin hislerinize tercüman olacağının garantisini verebilirim. Ormanlık bir alanda upuzun ağaçların ardından kendine ufak boşluklar bulup dallar, yapraklar arasından gözünüze seğiren büyüleyici güneş ışıklarından bahsediyorum. 

İşte bu anı, doğa olaylarını kutsal bir bakış açısıyla yorumlayan Japonlar kendi dillerinde ‘komorebi’ kelimesiyle ifade ediyorlar. Kelime, Türkçe’de en yalın haliyle “ağaçların arasından süzülen güneş ışığı” olarak tanımlanabilir. Biraz detaylandıracak olursak; ‘ağaç yaprakları arasından süzülen gün ışığının insanda bıraktığı büyüleyici ve pozitif hissiyat’ diyebiliriz.

Litost

Milan Kundera bu sözcüğü Gülüşün ve Unutuşun Kitabı‘nda : “Litost, başka dillere çevrilmesi olanaksız Çekçe bir sözcüktür. Adamakıllı açılmış bir akordeon gibi sonsuz bir duyguyu, başka birçok duyguların birleşimi olan bir duyguyu anlatır: hüzün, acıma, pişmanlık ve özlem.” olarak tanımlıyor. Kelimenin başka dillerde tam olarak karşılığı bulunamasa da en yalın haliyle verdiği duygu, bireyin elinde olmadan yapamadığı ya da zamanında yapmayı es geçtiği durumlardan dolayı sonradan pişman olmanın ötesinde kendisine acı çektirecek boyutlarda bir hüzün yaşaması hali diyebiliriz.

Litost, içimizdeki zavallılığın birden ortaya çıkması, yapamadıklarımızın getirdiği pişmanlığın, eksikliğin dışa öfke olarak vurmasıdır. Kundera da kitabında aşktan örnek veriyor ve sevdiğinin yanında eşit hissetmediği, hatta karşısındakinin daha iyi olduğu durumlarda kendisindeki eksikliklerden yakınma durumuyla örneklendiriyor kelimeyi. Yani, insan düş kırıklığına uğrayınca, biraz gururu kırılınca, kendisini aşağı görünce hissedilen buruk acı litost. Kundera, o kadar fazla duyguyu litosta atfediyor ki kitap içerisinde başka dillerde bu kelimenin olmamasını oldukça garip bulduğunu özellikle belirtiyor. Haksız da sayılmaz. 

Mamihlapinatapai

Güney Amerika’da, günümüzde ölü dil olarak bilinen, kayıtlara göre son akıcı konuşan Meroz Calderon’a UNESCO tarafından “yaşayan insan hazinesi” unvanı verilip, kitabının yazıldığı Yaghan dilinden bir kelime: Mamihlapinatapai. 1994’te Guiness Rekorlar Kitabı’na dünyanın en az ve öz kelimesi olarak giren bu kelime aynı zamanda başka dillere çevrilmesi en zor kelimelerden biri olarak biliniyor. “İki insanın da yapmak istemediği, ancak ikisinin de söylemeye çekindiği için yapmamalarını umarak karşılıklı bakışmaları” anlamına geliyor.

Dili akıcı olarak kullanan son insanın da kelimenin anlamını hatırlamadığını göz önünde bulundurursak, kelimenin ne hakkında olduğu üzerine pek çok varsayım olması çok da garip gelmiyor. Yaghan dili üzerine çalışmalar yapan sayılı dilbilimcilerden Thomas Bridges Ushuaia, yaklaşık 20 yılını Yaghanlar arasında geçiriyor ve Yaghan dilinden İngilizce’ye kelime çevirileri yapıyor. Ardından, gözlemleri sonucu mamihlapinatapai kelimesini “birbirini tuhaf hissettirmek” anlamına gelecek şekilde ilk kez bir makalesinde kullanıyor. 2011 yapımlı Life in A Day (Dünyada Bir Gün) belgeselinde kelimenin Yaghan topluluğunda iki kabilenin barış yapmak istemeleri ama ikisinin de barışı karşı taraftan beklemesi üzerine kullanıldığına işaret ediliyor. 

Wabi-Sabi

Hislerimizi kelimelerle ifade edemediğimiz daha o kadar çok kelime var ki İngiliz yazar-illüstrator Ella Frances Sanders farklı dillerden hislerimize tercüman olan  tam 50 kelimeyi “Lost in Translation” adlı kitabında bir araya toplamış. Hatta sadece kelimeleri anlatmakla kalmayıp sayfalara iliştirdiği illüstrasyonlarla da anı kafamızda canlandırmamıza yardımcı olmuş.  Sanders kitabın giriş bölümüne şöyle de bir not düşmüş: “Ana dilinizde kelimelerle anlatamayacağınız hisler olabilir. Ancak korkmayın, neler hissettiğiniz tanımlamak için diğer dillere bakabilirsiniz.” Ben de okuduğum bu kitaptan en beğendiğim kelimeyi sizlerle paylaşıyorum.

Japonca bir kalıp olan ve kökeni Budizm’e dayanan wabi-sabi kavramı, çoğumuzun aşina olduğu Feng-shui ve son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz Hygge gibi, bir kelimeden öte bir yaşam felsefesi niteliği taşıyor. Kişisel gelişim kitaplarında, bilinçli farkındalık yazılarında karşınıza “kusurları kucaklama sanatı” olarak da çıkan bu kelime; kusurlu güzelliğin, eksikliklerin, na-mükemmel şeylerin daha estetik olduğunu savunan ve gösterişten arınmış, sade, minimal bir yaşamı destekleyen yaşam tarzını ifade ediyor. 

Kısaca tanımıyla “kusurda güzelliği görme, yaşam ve ölüm döngüsünü kabul etme” olarak tanımlayabileceğimiz kelime aslında bize 8 harfte çok fazla şey öğütlüyor. Türk yazar Ege Soley “Sakin” kitabında ele aldığı terimden şu öğütleri paylaşmış: “Wabi Sabi, hırkanın düğmesi kopsa da onu o haliyle giymeye devam et der mesela, çatlayan bir fincanı ufak bir bitkiye saksı yap. En parlatılmışı değil, en gerçeği, zamanla en çok aşınmışı savun. Güzeli ve doğalı mükemmel olmaya çalışanda değil, hakiki olmaya çalışanda görmeye çalış. Belki en önce, en başta kendinde.”

Aware

Son olarak Sanders’ın Lost in Translation‘ına atıfta bulunarak ortaya çıkarıldığını düşündüm, yine görsellerle kelimeleri pekiştirme yöntemine başvuran bir çalışmadan bahsedeceğim.

Yeni Zelandalı tasarımcı Anjana Iyer, “Found in Translation” adını verdiği seride 30 sözcüğü anlatan 30 grafikle tam olarak çevrilemeyen sözcüklerin ardındaki anlamı çizimleriyle ortaya çıkarmaya çalışıyor. Benimse en çok dikkatimi çeken aware kelimesi oluyor. Aklınıza muhtemelen İngilizce farkında olmak anlamına gelen aware geldi ancak bu sefer aware (avare şeklinde telaffuz edilir) kelimesinin Japonca dilindeki anlamından bahsediyor olacağım: “Kısa sürede sonlanacağını bildiğiniz güzel bir anın bir yandan biteceğini bilmekten acı duyarken diğer yandan o anı sonuna kadar yaşama hazzı.”

Burada acıdan kastımız, Zen Budizm’inde anın sonlu oluşunun, geçiciliğinin farkında olma halinden geliyor. Çok mutlu, keyifli olduğumuz bir anda durup bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini fark ettiğimizde hüzünleniriz, ancak o an için bu üzüntü bizi yaşadığımız durumun daha çok tadına varmaya iter. Japonya’da aware’ye verilebilecek en güzel örneklerden biri Japonya’nın kutsal çiçeği olarak bilinen sakura (kiraz çiçeği) izleme ritüelidir. Sakuralar ilkbaharda sadece iki haftalığına açarlar. Bu sınırlı erişilebilirlik hali de sakuraları daha cazip yapar ve insanlar o 2 hafta boyunca sonunun geleceğini bilerek ritüelden en fazla hazzı alarak ayrılmak isterler.

kaynak: ece yılmaz